Tasarım ·
Dünyayı bir renge sığdırmak
Bir rengin üzerinde anlaşmak, o rengin anlamında da uzlaşacağımızı düşündürebilir. Pantone’un hikâyesi, üretimin ihtiyaç duyduğu kesinlikle hayatın ürettiği farklı anlamlar arasında ilerliyor.
Ajans Goril

Bir rengin tarifinde bir noktadan sonra sıfatlar yetmez. Biraz daha sıcak, biraz daha derin, biraz daha sakin. Bir tasarım toplantısında bu kelimeler dolaşırken herkesin zihninde başka bir görüntü belirebilir. Birinin çocukluğundaki mutfak duvarını hatırlatan ton, diğerine yeni açılmış bir otelin lobisini düşündürür. Ortada henüz basılmış bir şey yoktur, ama renge ilişkin hatıralar çoktan masaya oturmuştur. Sonra bir kartela açılır. Parmak küçük bir dikdörtgenin üzerinde durur: Tam olarak bu.
Rengi ortak bir dile çevirmek
Pantone’un tasarım dünyasındaki yerini anlamak için bu küçük uzlaşma anı iyi bir başlangıç. Şirketin 1963’te kullanıma sunduğu Pantone Matching System, matbaacılığın somut bir ihtiyacına karşılık veriyordu. Renklerin numaralarla ve fiziksel örneklerle tanımlanması, tasarımcıyla üreticinin aynı referansa bakabilmesini sağlıyordu. Böylece renk seçimi, kişisel tariflere daha az bağımlı bir üretim sürecine taşınabiliyordu. Bir kartelanın küçük yüzeyinde, birbirini hiç tanımayan insanların birlikte çalışmasını mümkün kılan bir anlaşma vardı. 1
Bu anlaşmanın çekiciliği hâlâ güçlü. Renk, bir numara sayesinde tarif edilebilir, sipariş edilebilir, karşılaştırılabilir hale geliyor. Tasarımın hayal edilen görüntüsüyle üretimin maddi koşulları arasında ortak bir başvuru noktası oluşuyor. Kodun sağladığı kesinlik, karar vermeyi kolaylaştırıyor. Yine de aynı örneğe bakmak, onun karşısında aynı şeyi hissetmeyi gerektirmiyor. Üzerinde anlaşılan renk, herkesin hayatına başka bir yerden giriyor.
İlginç bir tarihsel karşılaşma var burada. Pantone’un eşleme sistemini sunduğu 1963 yılında Josef Albers’in Interaction of Color kitabı da yayımlanıyor. Albers, renkleri birbirleriyle ilişkileri içinde inceleyen deneylerle, algımızın çevredeki renklerden nasıl etkilendiğini gösteriyordu. Aynı renk, farklı bir zeminin üzerinde başka türlü görünebiliyor; birbirinden ayrı görünen tonlar, düzenlemenin içinden çıkarıldıklarında beklenmedik biçimde yakınlaşabiliyordu. Rengi öğrenmek, onun davranışını gözlemlemeyi gerektiriyordu. 2 3
Bu iki yaklaşımı birlikte düşünmek, tasarımın çalışma biçimine dair çok şey söylüyor. Üretimde tutarlılık ararken algının değişkenliğiyle çalışıyoruz. Bir rengin tanımı sabitlenebiliyor; çevresiyle kurduğu ilişki her kompozisyonda yeniden kuruluyor. Malzeme de bu ilişkinin içinde. Pantone’un kendi teknik açıklamaları, aynı rengin kuşeli ve kuşesiz kâğıtta farklı görünebildiğini, bu farkın önemli bir bölümünün mürekkebin yüzeyle etkileşiminden doğduğunu belirtiyor. Karteladaki numara, kâğıdın maddi varlığını ortadan kaldırmıyor. 4
Bir dönemin rengine kim karar verir?
Pantone’un kültürel etkisi ise üretimde ortak referans olma işlevinin ötesine uzanıyor. Şirketin 1999’da oluşturduğu Yılın Rengi programı, renk ile dönem arasında bir ilişki kurmayı amaçlıyor. Pantone’un kendi anlatımına göre seçim; sanat, moda, sinema, teknoloji, yaşam biçimleri ve ekonomik koşullar üzerine yürütülen gözlemlerden besleniyor. Bu geniş alandan bir rengin öne çıkarılması, yaklaşan dönemin ruhuna ilişkin bir yorum olarak sunuluyor. 5
Bir döneme renk atfetmek, o dönemi okunabilir hale getirme isteği taşıyor. Dağınık olaylar, çelişkili duygular, birbirinden uzak hayatlar, küçük bir yüzeyin çevresinde toplanıyor. Kaygı, umut, yorgunluk ya da yenilenme arzusu bir renk üzerinden konuşulabiliyor. Bunun cazibesini anlamak güç değil. İçinde yaşarken anlamlandıramadığımız zamana, bakabileceğimiz bir biçim verilmiş oluyor.
Fakat aynı takvimin içinde yaşamak, aynı zamanı deneyimlemek anlamına gelmiyor. Bir insan için başlangıç olan yıl, başka biri için kayıpla hatırlanabilir. Birinin sadeleşme arzusu, diğerinin zaten sahip olamadığı şeylerden vazgeçmesini anlatamaz. Dönemin ortak ruhundan söz ederken hangi hayatların bu ortaklığa dahil edildiğini düşünmek gerekiyor. Küresel bir renk anlatısının dışında kalan deneyimler de o dönemin parçası.
Bu açıdan Yılın Rengi’ni, belirli gözlemleri bir araya getiren editoryal bir seçim olarak okumak mümkün. Her editoryal seçim gibi bazı ilişkileri görünür kılıyor, bazılarını geride bırakıyor. Değeri, tartışmaya açtığı alanda bulunabilir. Bize zaman hakkında kurulmuş bir cümle sunuyor; o cümlenin hangi deneyimleri kapsadığını değerlendirmek de bize kalıyor.
Üstelik bir renk üzerine kurulan anlatı, dolaşıma girdikten sonra kendi etkilerini üretmeye başlayabilir. Pantone da yıllık seçimlerinin ardından ilgili renklerin popülerliğinde artış gözlemlediğini söylüyor. 5 Buradan hareketle, bir öngörünün tarif ettiği geleceğin oluşmasına katkıda bulunabileceğini düşünebiliriz. Tasarımcılar, markalar ve tüketiciler aynı referansa yöneldiğinde, başlangıçta bir öneri olan görüntü daha sık karşımıza çıkabilir. Tekrar, o görüntünün zamanla doğal ve kendiliğinden gelişmiş görünmesini sağlayabilir.
Renklerin isimleri de bu dolaşımın içinde çalışıyor. Pantone, Yılın Rengi’ne verilen ismin anlatılmak istenen hikâyeyi desteklemesini özellikle önemsediğini belirtiyor. 5 Bir numara üretimde anlaşmayı kolaylaştırırken bir isim hayal kurmaya davet ediyor. Doğayı, bir yolculuğu, bir mevsimi ya da bir duyguyu çağrıştıran kelimeler, renkli yüzeye bakışımızın yanına yerleşiyor. Henüz o tonu herhangi bir işte kullanmadan, onun hakkında düşünmemiz için bir çerçeve edinmiş oluyoruz.
Karteladan sonra
Burada tasarımcıya düşen iş de belirginleşiyor. Hazır bir çağrışımı kendi meselesiyle ilişkilendirmek, bazen dönüştürmek, bazen de onunla arasına mesafe koymak. Bir rengin güncel olması, her iletişim ihtiyacına karşılık vereceği anlamına gelmiyor. Güncellik, tasarım kararının gerekçelerinden biri olabilir. O kararın çalışması için biçimle, metinle, malzemeyle ve hitap ettiği hayatla ilişki kurması gerekir.
Bir renk seçkisini bu gözle incelemek, kartelaya daha uzun bakmayı gerektiriyor. Bir yüzeyin ne kadar yer kapladığı, diğerine nerede değdiği, aralarında bırakılan boşluk, üzerlerine yerleşen yazının ağırlığı. Renk, bütün bu kararların içinde bir ses kazanıyor. Küçük bir ayrıntı olarak kullanıldığında başka, kompozisyonun büyük bölümünü kapladığında başka bir karşılaşma yaratıyor. Seçkinin imkânları, renklerin birbirine temas ettiği yerde çoğalıyor.
Kâğıdın kıvrımı da bu düşüncenin somut bir karşılığı. Düz duran renkli bir yüzey katlandığında ışıkla ilişkisi değişiyor, bir kenarı öne geliyor, başka bir bölümü gölgede kalıyor. Tanıdığımız renk, yeni bir hacmin parçası oluyor. Tasarımın hareket alanı, bu küçük değişimlerde açılıyor. Kartela bize başlangıç için ortak bir zemin veriyor; elimizdeki iş, o zeminin üzerinde kendi ilişkilerini kuruyor.
Pantone’a bakmanın verimli yollarından biri, onun sunduğu düzeni böyle bir karşılaşma alanı olarak görmek olabilir. Renkleri bir araya getiriyor, üzerlerine konuşabilmemizi kolaylaştırıyor, onları farklı bağlamlarda denemeye çağırıyor. Bir seçkiyle çalışırken, onun çevresinde kurulmuş anlatıya kendi gözlemimizi de katabiliyoruz.
Kartelayı açan parmak, sonunda yine bir yerde duracak. Ancak “tam olarak bu” dedikten sonra yapılacak çok iş var: O rengin hangi yüzeye yerleşeceği, neyle yan yana geleceği, kimin bakışıyla karşılaşacağı. Bir rengin numarası bize ulaşabilir. Onun hayatımızdaki anlamı, her karşılaşmada yeniden oluşur.
Kaynakça
- Pantone, About Pantone.
- Josef & Anni Albers Foundation, Interaction of Color.
- Yale University Press, Interaction of Color.
- Pantone, What do the terms coated and uncoated mean?.
- Pantone, What Is Color of the Year?.